Yorum: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu kararında, el birliği mülkiyetine tabi tereke alacağının yalnızca bir kısım mirasçı tarafından dava konusu edilmesi halinde aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Özet: Muhdesat bedelinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsili davasında, mirasçıların bir kısmı tereke adına değil kendi miras payları için dava açmışsa tüm mirasçıların katılımı sağlanamadığı takdirde davanın usulden reddi gerekir.
Anahtar Kavram: El birliği mülkiyeti, aktif husumet, muhdesat, tereke temsilcisi, zorunlu dava arkadaşlığı
3. Hukuk Dairesi 2025/5864 E. 2026/2894 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/525 E., 2025/1834 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/721 E., 2024/1176 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar vekili; davacıların muris …‘ın mirasçıları olduklarını ve toplam 12/24 mirasçılık payları olduğunu, murisin davalının babasından … İlçesi … Mahallesi 65 parsel sayılı taşınmazı 1976 yılında haricen satın aldığını ve üzerine çeşitli inşai ve zirai unsurlar yaptığını, davalının taşınmazdan murisin çıkarılması için Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/170 Esası ile dava açtığını, taşınmazın ilamlı takibe bağlı … İcra Müdürlüğünün 2018 / 9998 E. sayılı dosyası ile tahliye ve teslim edildiğini, davacıların murisinin söz konusu yapılarda iyiniyetli malzeme maliki konumunda olduğunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 723. maddesinde malzeme sökülüp alınmazsa arazi malikinin, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olduğunun yazılı olduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalının uhdesinde kalan muhdesat unsurlarının bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte miras hisseleri oranında davalıdan tahsilini talep etmiş, 24.01.2022 tarihli dilekçesiyle 152.691,69 TL olarak talebini ıslah etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili; öncelikle gerek karar tarihinden gerekse tahliye tarihinden itibaren 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, davacıların murisinin iyiniyetli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.10.2022 tarihli kararıyla; davanın kabulüne, 40.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiş, kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 24.10.2024 tarihli kararıyla; davalı vekilinin istinaf sebepleri incelenmeksizin, 24.01.2022 tarihli değer artırım dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilmek ve değer artırım dilekçesi ile tamamlama harcının yatırıldığı gözetilmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının murisi ile arasında yazılı bir harici satım sözleşmesi yok ise de; Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/170 E. 2016/101 K. sayılı dosyasında dinlenen tanık beyanlarında ve Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere tarafların murisleri arasında bir harici satım sözleşmesi olduğu, buna dayalı olarak Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince de iyi niyetli kabul edilen murislerinin taşınmazda bulunan inşai ve zirai unsurları yaptığı ve bu aşamaya kadar kullandıkları sabit görüldüğü, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli bulunduğu, davacıların da iyi niyetli kabul edildiği gerekçesiyle, 152.691,69 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; öncelikle gerek karar tarihinden gerekse tahliye tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğunu, davacıların murisinin iyiniyetli olmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacıların murisi tarafından davalının murisine ait taşınmaz üzerine yapılan yapı ve dikilen zirai unsurların bedelinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsili istemine ilişkindir.
- 4721 sayılı Kanunun 640. maddesinin ikinci fıkrasına göre; “Mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.”
El birliği mülkiyetin esasında, el birliği halinde mülkiyeti meydana getiren kişilerin hepsinin bir arada hak sahibi olmaları yer alır. Bu mülkiyette malikler paydaş değil, ortaktır. Tüzel kişiliğe sahip olmayan bu ortaklıkta, hakkın süjesi ortaklık olmayıp bir bütün halinde el birliğiyle hareket etmek zorunda olan ortaklardır. Ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır.
El birliği mülkiyeti gereği miras yoluyla terekeye dahil olan varlıklar ile ilgili mirasçıların bir kısmı tarafından dava açılması halinde, mirasçılar kendi açtıkları bu davayı yalnız başına yürütemeyeceğinden davanın bütün mirasçılar ile birlikte yürütülmesi gerekir. Bu durumda Mahkemece, açılan işbu davanın görülebilmesi için diğer mirasçıların davaya katılmalarının veya muvafakatlarının sağlanması veya aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince terekeye temsilci tayin ettirmesi için davacılara uygun bir süre verilmesi gerekir.
Eğer diğer mirasçılar davaya katılmaz ve yazılı muvafakat da vermezler ise bu durumda davayı açan mirasçıların terekeye bir temsilci tayin ettirmesi gerekir. Terekeye atanan temsilci, bir kısım mirasçının açtığı davaya icazet verirse davaya tereke temsilcisi tarafından devam edilir. Terekeye temsilci atanması ve tereke temsilcisinin davaya devam etmesi halinde de, ayrıca diğer mirasçıların davaya katılmalarına veya muvafakatlarının alınmasına gerek yoktur.
Davayı açan mirasçı, kendisine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 94. maddesi uyarınca verilen kesin süreye rağmen diğer mirasçıların davaya katılmalarını veya muvafakat etmelerini sağlayamaz ve terekeye temsilci de tayin ettiremez veya terekeye atanan temsilci davaya icazet vermezse davanın reddine karar verilir.
Ancak dava halefiyet esasına göre tereke adına değil kendi miras payı için açılmış ise tüm mirasçıların onayının alınmasına gerek bulunmamaktadır. Bir ya da bir kısım mirasçı terekeye ait bir mal veya alacaktan yalnız kendi payına düşen kısım için yalnız kendi adına dava açarsa, böyle bir dava reddedilir. Zira bir veya bir kısım mirasçının el birliği halindeki bir pay hak üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi yoktur. Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretinin görüşü bu yöndedir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında, somut olay incelendiğinde; davacılar, murislerine ait olan yapı ve dikilen zirai unsurların bedelinin sebepsiz zenginleşme nedeniyle hissesi oranında iadesini talep etmiş, davalı ise zamanaşımına uğradığını ve davacıların murisinin iyiniyetli olmadığını savunmuştur. Halefiyet esasına göre tereke adına değil miras payları için açılmış olan bu davaya, diğer mirasçıların (…, …, …) onayı yahut tereke temsilcisinin icazeti ile devam edilemeyeceği, zira davacıların el birliği hâlinde hak sahibi olduğu tereke alacağı üzerinde tasarrufta bulunma yetkileri bulunmamaktadır. Eldeki dava diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına da açılmadığından, davaya devam edilebilmesi için diğer mirasçıların yahut tereke temsilcisinin katılmasına (icazet vermesine) olanak bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; muris …‘ın terekesinin el birliği mülkiyetine tabi olduğu, terekenin tüm mirasçılar tarafından temsil edilmesi gerektiği, miras payları için açılmış olan bu davaya, diğer mirasçıların onayı yahut tereke temsilcisinin icazeti ile devam edilemeyeceği, davacıların el birliği hâlinde hak sahibi olduğu tereke alacağı üzerinde tasarrufta bulunma yetkileri bulunmadığı, eldeki dava diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına da açılmadığından davaya devam edilebilmesi için diğer mirasçıların yahut tereke temsilcisinin katılmasına (icazet vermesine) olanak bulunmadığı gözetilerek, davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
- Bozma sebebine göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1 Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, 3.Bozma sebebine göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.